devlet adamı "gelişinden" değil "gidişinden" bellidir.
bir manevi yolun iki yanına dizilmiş insanlar, dudaklarında dua, gözlerinde yaşla uğurluyorlarsa devlet adamını...
yüreğinde yurtseverlik olan herkes "teşekkür" ediyorsa...
eller sallanıyorsa arkasından...
fısıltılar onun gidişinin ülkemiz için bir güven kaybı olduğunu durmadan tekrarlıyorsa...
çocuklar onu seviyorsa...
trafik polisi; kendisine ve kırmızı ışığına saygı gösteren bu devlet adamına son selamını verirken burnunu çekiyorsa...
bu ülkenin tüm zenginliklerine sahip çıkmış adamsa o...
bir misal; diyelim ki o manevi yolun iki yanındaki ağaçlar, ağaçlardaki kuşlar dahi (2-b yasasının durdurulmasından dolayı) huzurlarını ona borçlularsa...
yüzü ak...
alnı açık...
vicdanı rahat...
başı dikse gidenin...
o benim cumhurbaşkanımdı...
bu ve buna benzer cümleleri açık yüreklilikle yazabilmiş, saygı duyduğum, şimdilerde yazılarını netten takip ettiğim insan...
emin çölaşan gazeteden kovulduktan bir hafta sonra, başbakan kendisine ülkeyi terk etmesini söylediğinde, "hep emin'i kıskanmışımdır o gazeteden kovuldu ben de ülkeden" demiştir.