pardon, hikmet olacaktı... ben bu iki ismi hep karıştırıyorum. eskiden kışlalı kardeşleri karıştırırdım. üslup, tarz, yordam aynı olunca, böyle bir sonuç kaçınılmaz hale geliyor...
ikisinde de aşırı bir laiklik hassasiyeti. ikisinde de ölçü tanımaz asker severlik... hangi yazıyı hangisine mal edeceğimi bilemezdim.
rahmetli ahmet taner kışlalı daha kültürlüydü galiba.
bir ara kültür bakanlığı da yapmıştı.
daha sofistike takılıyordu.
mehmet ali bey (allah uzun ömürler versin), daha avam bir dil kullanıyor. daha dolaysız. hatta, denilebilirse, daha pervasız. bu noktada ayrışıyorlar.
fakat, fikret ve hikmet isimlerini taşıyan "bila kardeşleri" hiç çözemedim.
hangisi hangisidir?
biri, mesut yılmaz'ın konvoyunda trafik kazası geçirmişti.
hangisiydi?
biri vatan gazetesinde yazıyor... diğeri milliyet gazetesinde...
hangisi milliyet'tedir, hangisi vatan'dadır?
bir türlü anlayamadım.
farklı mecralarda, farklı isimlerle, farklı başlıklar altında yazsalar da, aslında aynı yazıyı yazıyorlar. ikisi arasında da üslup, tarz ve "yordam ortaklığı" var.
ikisi de şedid "ulusalcı..."
ikisi de vatanını milletini çok seviyor.
ikisi de "gözbebeğimiz ordumuza" toz kondurmuyor
ikisi de hıncal'ın büyük bir "atatürk dostu" olduğuna inanıyor.
uzatmadan konuya gireyim... genelkurmay başkanlığı, malum, "güçlü ordu, güçlü türkiye" sloganıyla, kapsamlı bir "halkla ilişkiler programı" yürütüyor.
mümtaz'er türköne'nin de altını çizdiği gibi, "tartışılan, eleştirilen ve son zamanlarda itibarı sarsılan ordu, psikolojik gücünü takviye ediyor..."
iyi ediyor da, bir tek sloganla iş halloluyor mu? yine türköne'nin belirttiği gibi, "demokratik karar mekanizmalarına ve hukuka bütünüyle bağlı, insan haklarına saygılı, şeffaf ve hesap verebilen bir ordu, savaşma yeteneğinden de önce türkiye'nin güvenliğine daha fazla hizmet etmez mi?"
dolayısıyla, böyle bir itibarını en üst seviyeye çıkarmaz mı?
hayır, öyle değilmiş.
bakın, hikmet mi, fikret mi olduğunu çözemediğimiz yazar ne diyor:
"son yıllarda türk silahlı kuvvetleri'ni yıpratmaya yönelik inanılmaz bir kampanyanın yürütüldüğüne tanık oluyoruz. (....) bu amaçla, mevcut medyanın bir bölümünün kullanılmasının yanı sıra, sade
ce bu amaçla gazeteler çıkarıldığını, 'sivil' toplum örgütleri kurulduğunu, 'enstitüler' açıldığını, sözde anketler yapıldığını da biliyoruz... (....) orduyu darbe hazırlığında göstermek için her türlü yalanı uydurmaktan, teröre karşı askerin silah bırakması gerektiğini ısrarla vurgulamaktan, ordu içindeki en küçük disiplin olayını istismar etmeye kadar her fırsatta yaylım ateşine başlıyorlar. (....) 'güçlü ordu güçlü türkiye' sloganıyla 30 ağustos'ta verilen mesaj, herhalde yerli-yabancı lobiciler tarafından alınmıştır. orduya çamur atayım derken kendileri çamura gömülenler, dünkü ihtişam karşısında 'böcek mertebesi'ne inmişlerdir."
bu yazı, vatan gazetesinde yayımlandı.
müellifi, hikmet bila.
bundan sonra, hikmet miydi, fikret miydi dilemması yaşamayız herhalde...
tabii ki, hikmet'ti...
hikmet bila'ya ait bu "hikmet dolu" satırlar, türkiye'nin niçin gelişmiş bir demokrasiye sahip olmadığını, niçin çağı yakalayamadığını, niçin insan hakları alanında sapır sapır döküldüğünü çok güzel özetliyor.
başlıkta "bu ne fikret?" diye sormuştum ama, siz onu "iyi ki böyle açık sözlü yazarlar var" ifadesiyle değiştirebilirsiniz.