ömrü boyunca marjinal yayıncıların yanında oldu... kitapları hep -kendince tabii- dürüst, namuslu, solcu yayınevlerinden çıktı... öldüğünün ertesi günü varisleri bütün kitaplarının yayın hakkını doğan kitap'a verdi... yazarsan ölmeyeceksin, öleceksen (senden sonra 70 yıl daha yaşama ihtimali olan bütün) varislerini kendinden önce öldüreceksin.
aklımdaki son resim, eşi güler yücel ile datça'daki köy evinin bahçesinde, elinde bira, gelincikler içindeki halidir. şiir yazmaz söylerdi. ama kaset şairleriyle kıyaslanmaz bir söylemdi... iyi ki vardı...
"en uzak mesafe ne afrika'dır,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
birbirini anlamayan"
birçok kesim tarafından bu dizlerin sahibi sanılan, dizelerin sahibi olmasa da değerinden bir şey kaybetmeyen, vasiyeti üzerine datça'ya gömülmüş ve söylentiye göre mezarına şarap dökülmüş mükemmel insan.*
gençliğimde kuzguncuk'tan komşum olan ve 12 eylül anayasasına birlikte red verdiğim (çünkü zarflardan görünüyordu içerdeki oyun rengi) için onur duyduğum iki kişiden biri. öbürü sevim burak.
"ben bir osuruk ağaçıyım,
yellendikce şiirler açan"
gibi harikulade satırlara imza atan ve bunun gibi daha bilumum kimsenin aklından geçmeyecek cümleler kuran, tasvirler yapan,
benim gibi datça aşığı, sidikli kontes biridir kendileri...
edebiyatı sevmeme yardımcı olmuş şahsiyettir...
bir daha da eşi benzeri bulunacağını düşünmüyorum açıkcası
* avşa adası'nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen.
* gökyüzünde bir bulut.
* bitlis'te beş minare.
* biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili.
* büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı.
* ıslıkla da çalınabilen dört anonim türkü.
* palandöken'de bir palan, iki döken.
* kastamonu'da üç kasto.
* biri ingilizce 6 adet küfür.
* sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht.
* anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür.
bilirizki ustad konuşmalarında, yazılarında göt kelımesını sıkca kullanır. bu nedendır günün bırınde ustada dava acılır ve hakim karşısına gecer kı tanıdık olduğu durumdur..
neden sözlerınde göt kelımesını kullandığı sorulur.bunun üzerıne bir fıkra anlatmak için musade ister ve müsade verılır.can yücel ''neden'' bu kelımeyı sıkca kullandıgını anlatmaya başlar..
can yücel : bir köy vardır.bu köyde herkes bırbırını tanır ve ne olursa olmazsa haberdar olur.günün birinde köy halkından bırı hasta olur ve elbette doktora gider.hastanın bagırsakları calışmıyordur ve doktor fıtıl verır ve ekler 'bu fıtılı anüsden koyarsın' der.
doktordan cıktıgı gibi köye gider. köy halkı meraklanır. anlatmaya baslar hasta ama tuaf bır durum vardır köyde kımse anüsün ne olduğunu anlamamıştır.korkarlar doktoru arayıp sormaktan ve bunun uzerıne köyun delısı gelır ona arattırırlar..
dok : efendım
delı : doktorcum bız anüsun nerde oldugunu bulamadık nereye koycaz fıtılı
dok : makattan koyun o zaman.
der telefonu kapatır.deli köy halkına bakar ve '''makattanmış'' der herkes bakınır etrafına gene bılen bulunmaz .karar verılır ve tekrar doktora sorulcaktır makatın yerı ve ne oldugu .tekrar delıyı cagrırlar delı korkar 'doktor cok kızar' der ama ıkna edılıp aranır..
dok : efendım
deli : biz makatı bulamadık nerden koycaz
dok : götüne sok fıtılı
der ve fırsat vermeden telefon kapanır.
bu fıkrayı dınleyen mahkeme heyetı etkılenır ve olması gereken kelımenın halk deyımı olmasını fark eder ve tabı can yucel beraat eder.
küfürün bi insana bu kadar yakışabileceğinin ispatı, hayatında şiirlerinden başka bir şeyinin olmadığını söyleyen, köy enstitülerini kuran, ilk milli eğitim bakanımız hasan ali yücel'in oğlu, bbc de çalışmış, rivayete göre bbc binasından aşağı işemiş,* en değerli yazarlarımızdan biri.
can baba
"ben bir osoruk ağacıyım;yellendikçe şiir saçan"demiştir zamanında iyi ki de demiş.
inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki
de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış
olsaydın eğer.
sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!