can yucel kimdir ?

can yucel

> >>

  1. ömrü boyunca marjinal yayıncıların yanında oldu... kitapları hep -kendince tabii- dürüst, namuslu, solcu yayınevlerinden çıktı... öldüğünün ertesi günü varisleri bütün kitaplarının yayın hakkını doğan kitap'a verdi... yazarsan ölmeyeceksin, öleceksen (senden sonra 70 yıl daha yaşama ihtimali olan bütün) varislerini kendinden önce öldüreceksin.
    (4/12/2007 08:34 ~ 03/03/2007 09:09, ahmetfirat)

  2. dünyaca tanınan modern türk şairi.
    kullandığı kaba ama samimi dil ile türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır.

    (bkz: mare nostrum)
    (4/12/2007 15:11 ~ 01/02/2007 14:35, borracho perro)

  3. bir programda duygu asena'ya küfürler yağdırmış büyük küfürbaz..
    (4/12/2007 17:54 ~ 04/12/2007 17:56, black)

  4. hiçbir programda duygu asena'ya küfür etmemiştir.
    (11/12/2007 19:19, ahmetfirat)

  5. dönemin milli eğitim bakanı hasan ali yücel 'in oğlu.
    (11/12/2007 19:23 ~ 02/01/2007 09:49, gecmisiolmayanadam)

  6. bir davasi sirasinda hakime bizde gote, got derler diyen, okundugu zaman insanin iliklerine isleyen siirler yazan yuce insan.
    (17/12/2007 19:24, white russian)

  7. aklımdaki son resim, eşi güler yücel ile datça'daki köy evinin bahçesinde, elinde bira, gelincikler içindeki halidir. şiir yazmaz söylerdi. ama kaset şairleriyle kıyaslanmaz bir söylemdi... iyi ki vardı...
    (18/12/2007 08:12, biancangel)

  8. "en uzak mesafe ne afrika'dır,
    ne çin,
    ne hindistan,
    ne seyyareler
    ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
    en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
    birbirini anlamayan"

    birçok kesim tarafından bu dizlerin sahibi sanılan, dizelerin sahibi olmasa da değerinden bir şey kaybetmeyen, vasiyeti üzerine datça'ya gömülmüş ve söylentiye göre mezarına şarap dökülmüş mükemmel insan.*
    (26/12/2007 00:26 ~ 26/12/2007 02:01, tykhe)

  9. (26/12/2007 02:10, cnbceturk)

  10. karşı masadan çağırdılar buyrun dediler
    keyfim yok dedim bağışlayın,başımı dinleyeceğim biraz

    sen misin diyen,bir curcunadır koptu
    ne kalabalık,ne kalabalıkmış yarab başım!
    bunca ayıp,bunca kayıp,bunca ölüm!

    attım kendii dışarı,karıştım şarlo'nun yalnızlığına
    uçuyorum şimdi barbaros bulvarı'ndan aşağı
    üstümde insanlar,ne güzel,ve ayaklarımın altında deniz!

    sana da söylüyorum hep teo
    başını dinleyeceğine,al başını git uçmaya!

    (3/1/2008 00:55, clem)

  11. hayatını yazarak, içerek ve düşünerek geçiren dev adam. farklı olmayı hiçbir şekilde uğraşmadan başaran nadir insanlardan.
    (3/1/2008 01:22, mizanpaj)

  12. gençliğimde kuzguncuk'tan komşum olan ve 12 eylül anayasasına birlikte red verdiğim (çünkü zarflardan görünüyordu içerdeki oyun rengi) için onur duyduğum iki kişiden biri. öbürü sevim burak.
    (3/1/2008 09:05, ahmetfirat)

  13. sevgi duvarı.
    (3/1/2008 09:07 ~ 03/01/2008 09:07, somethingstupid)

  14. keşke bu kadar az olmasaydın...
    (3/1/2008 12:01, tv parafisyoneli)

  15. "ben bir osuruk ağaçıyım,
    yellendikce şiirler açan"
    gibi harikulade satırlara imza atan ve bunun gibi daha bilumum kimsenin aklından geçmeyecek cümleler kuran, tasvirler yapan,
    benim gibi datça aşığı, sidikli kontes biridir kendileri...
    edebiyatı sevmeme yardımcı olmuş şahsiyettir...
    bir daha da eşi benzeri bulunacağını düşünmüyorum açıkcası
    (3/1/2008 18:20, aloha)

  16. ustadin mal beyanim adi ile yayınladıklarıdır.bazi mallara beyanolunur.

    * avşa adası'nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen.
    * gökyüzünde bir bulut.
    * bitlis'te beş minare.
    * biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili.
    * büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı.
    * ıslıkla da çalınabilen dört anonim türkü.
    * palandöken'de bir palan, iki döken.
    * kastamonu'da üç kasto.
    * biri ingilizce 6 adet küfür.
    * sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht.
    * anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür.

    (bkz: ruhu sad olsun)

    (21/1/2008 01:18 ~ 14/02/2008 15:36, oska)

  17. (bkz: seke seke)
    (21/1/2008 01:19, ferix)

  18. bilirizki ustad konuşmalarında, yazılarında göt kelımesını sıkca kullanır. bu nedendır günün bırınde ustada dava acılır ve hakim karşısına gecer kı tanıdık olduğu durumdur..
    neden sözlerınde göt kelımesını kullandığı sorulur.bunun üzerıne bir fıkra anlatmak için musade ister ve müsade verılır.can yücel ''neden'' bu kelımeyı sıkca kullandıgını anlatmaya başlar..

    can yücel : bir köy vardır.bu köyde herkes bırbırını tanır ve ne olursa olmazsa haberdar olur.günün birinde köy halkından bırı hasta olur ve elbette doktora gider.hastanın bagırsakları calışmıyordur ve doktor fıtıl verır ve ekler 'bu fıtılı anüsden koyarsın' der.
    doktordan cıktıgı gibi köye gider. köy halkı meraklanır. anlatmaya baslar hasta ama tuaf bır durum vardır köyde kımse anüsün ne olduğunu anlamamıştır.korkarlar doktoru arayıp sormaktan ve bunun uzerıne köyun delısı gelır ona arattırırlar..

    dok : efendım
    delı : doktorcum bız anüsun nerde oldugunu bulamadık nereye koycaz fıtılı
    dok : makattan koyun o zaman.

    der telefonu kapatır.deli köy halkına bakar ve '''makattanmış'' der herkes bakınır etrafına gene bılen bulunmaz .karar verılır ve tekrar doktora sorulcaktır makatın yerı ve ne oldugu .tekrar delıyı cagrırlar delı korkar 'doktor cok kızar' der ama ıkna edılıp aranır..

    dok : efendım
    deli : biz makatı bulamadık nerden koycaz
    dok : götüne sok fıtılı
    der ve fırsat vermeden telefon kapanır.

    bu fıkrayı dınleyen mahkeme heyetı etkılenır ve olması gereken kelımenın halk deyımı olmasını fark eder ve tabı can yucel beraat eder.

    (bkz: bizde kica göt derler hakim bey)
    (28/1/2008 14:23, uykucu)

  19. küfürün bi insana bu kadar yakışabileceğinin ispatı, hayatında şiirlerinden başka bir şeyinin olmadığını söyleyen, köy enstitülerini kuran, ilk milli eğitim bakanımız hasan ali yücel'in oğlu, bbc de çalışmış, rivayete göre bbc binasından aşağı işemiş,* en değerli yazarlarımızdan biri.
    can baba
    "ben bir osoruk ağacıyım;yellendikçe şiir saçan"demiştir zamanında iyi ki de demiş.
    (28/1/2008 14:45 ~ 29/01/2008 03:04, anj)


  20. eğer
    yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

    su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki
    de,
    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

    gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış
    olsaydın eğer.

    sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
    ya canım ellerini tutmak isterse...

    evet sevgili,
    kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

    can yücel

    (14/2/2008 14:42, bunekiacaba)

  21. > >>