cankiri nedir ?

cankiri

  1. 18 plakalı ilimiz.

    valisi bombalanınca ülkenin gündemine gelmişti bir de süreyya ayhan vesilesiyle. gördüğüm onca şehir içinde, gidince beni hüzünle kaplayan, kaygılandıran tek şehirdir belki de. sanki türkiye'den çok uzakta bir yermiş gibi, terk edilmiş, yok sayılmış bir memleket köşesi gibi gelmiştir bana. nihat genç yazmıştı köpekleşmenin tarihi'nde bu şehrin hikayesini. orada okumuştum. bir de mahalleden bir abimiz okumuştu orada. anlatıp duruyordu. hal böyle olunca atladım trene ankara'ya gitim, oradan da başka bir trenle çakırı'ya. nasıl ıssızlaşıyorsa coğrafya biletime bakacak biletçi yoktu. tren bile sahipsizdi.

    istasyona iner inmez çok sevdim çankırı'yı. kemal tahir, nazım hikmet ran, eşber yağmurdereli'nin zorunlu ikametgâhıydı bu şehir. yılmaz erdoğan, ismet özel ve ataol behramoğlununda bir dönem yaşadıkları şehir. küçüktü. ama yaran kültüründen gelen nedense unutulmamış bir sıcaklık, bir misafirperverlik. insanın kendini kötü hissetmesini sağlayacak kadar yakınlık. bir ahbap buldum kendime.

    kale'ye çıktık. emir karatekin'in türbesinde dualar ettik. emir karatekin şehri fetheden komutan. 1082 yılında almış şehri. malazgirt'ten hemen sonra.

    manzarası eşsizdir kalenin. bütün şehir görülür. kalenin bulunduğu tepenin yamacı şehrin kabristanıdır. aşağıda çarşıda buğday pazarı, saman pazarı gibi geleneksel pazarlar vardır. bu şehirde iki gün kaldım. yaşadığım duygu şuydu: sanki burası türkiye'ye uzak, unutulmuş bir yer. halbuki türkiye'nin göbeğindeydim. kültürü, ideolojisi, insanlarıyla tam da bu ülkeyi temsil ediyordu. devlet vardı çankırı'da. hizmetleriyle filan değil, adıyla sanıyla. çankırı'da herşey devlet. çok seviyorlar devleti.

    kaleden inerken çok güzel bir saat kulesi var. duyduğuma göre onu tamir eden, onun dilinden anlayan bir usta varmış, o da ölünce ustasız kalmış saat kulesi. etrafında bir mahalle. dar sokaklar, eski evler, plastik top peşinde koşup bize çocukluğumuzu hatırlatan çocuklar... yeni evler ise salt tuğladan, sıvasız. süpürgenin ucuyla sokağa su serpen kadınlar...

    eski salnamelerde anlatıldığına göre çankırı, ağır vergilerle beli bükülmüş bir şehir. astsubay mızıka okulu varmış eskiden kapanmış galiba. giderken hüzünle ayrıldığımı hatırlıyorum. esnaf lokantalarında yemek yemiştim. bir de karatekin parkında saatlerce sıkılmadan oturmuştum. kitapçı yoktu o zaman. iki tane kırtasiyenin kitap rafı vardı.

    çankırı özlem seyahat ile ankara'ya geri dönmüştüm. eylül 2001'di. o gün bugündür ismini gördüğüm, duyguğum yerde hemen o tarafa bakarım ne diyorlar ne yazıyor diye.

    çankırı her küçük şehre benzediği halde anlayamadığım bir farklılığıyla bir şey söylemek ister gibidir. garibtir, bizimdir, hüzünlüdür, hüzün verir.

    orada sıkılmazsınız ama orası için sıkılırsınız. ( itaatsiz)
    (2/4/2008 13:07 ~ 02/04/2008 13:52, lewin)
    Facebook'ta paylaş