tasavvuf, islam'ın aksiyonuna darbe vurur mu?
bu soruyu kendime çok sorar oldum son zamanlarda. serdar akinan'ın 31 ağustos 2009 tarihli yazısını okuyunca aklımda bir şeyler dönmeye başladı. özellikle yazının son cümlesi, akinan'ın önceki yazılarında altını çizdiği, "müslüman bir ahlaka ve anlayışa ihtiyacımız var" kriterine şerh düşer nitelikteydi. bakın ne diyor o cümlede:
"islam'a dair algımızı, hele ki bugünlerde, yeniden inşa edecek sır tasavvufta saklı..."
**
dünya haritasını gözümüzün önüne getirelim. ortadoğu'da amerika, müslümanlara kan kusturuyor. irak'ın durumu ortada. filistin, tüm insanlığın ortak utancı olarak senelerdir kalbimize saplanmış bir hançer gibi. çeçenistan'da özgürlük savaşçıları, sırf müslüman oldukları için soykırıma tabi tutuluyorlar. çin'in, sincan-uygur eyaletinde tetiklediği vahşetin görüntüleri hala tazecik. hafızalarımızı son elli seneye odaklarsak, müslümanların yaşantısında sadece kan, gözyaşı, acı ve çaresizlik var. şimdi akinan'a sormak geliyor içimden:
müslüman olan bir bireyin hayatında, kur'an ı kerim'de verilen "cihad" hükmünün her gerekçesi oluşmaya başlamışsa, tasavvuf bizim islam'a dair algımızı ne yönde inşa edebilir?
şu durumda tasavvuf bir kurtuluş yolu mudur?
**
hayatını ve amaçlarının tamamını, "amerika'yı yer yüzünden silme" ideali üzerine inşa eden dünyanın en meşhur gerilla eylemcisi çakal carlos, yakalandıktan hemen sonra manalı bir açıklama yapmıştı. şöyle diyordu: "ben müslüman oldum." ve aradan biraz zaman geçince, serdar akinan'ın bir yazısında detaylıca bahsettiği, "devrimci islam" adındaki kitabı yazdı. kitabın içeriği, 21. yy islam anlayışının artık başkaldırı pratiği üzerine kurulması gerektiğini iddia ediyordu. bunu iddia eden sadece çakal carlos değil. ali şeriati, ebuzer isimli kitabında sahabeden bir adamın hayatından yola çıkarak, zulme ve eşitsizliğe karşı bir islam ayaklanmasının elzemliğinden söz ediyor. ian dallas -ki müslüman olduktan sonra abdülkadir es sufi adını almıştır- gariplerin kitabı ve cihad isimli kitaplarında, modern dünyada müslümanların artık zincirlerini kırmak zorunda olduğunu çünkü ortaçağ zihniyetinden kurtulamayan batı ittifakının intikam almak için en vahşi yöntemlerini kullandığını üzerine basa basa haykırıyor.
seyyid kutub, fizilal il kur'an isimli bir tefsir yazıyor ve bu tefsir, dünyada en çok referans alınan ideolojik kitaplar arasına giriyor.
dün ezilen kitlelerin umudu sosyalizm'di, bugün ise islam. tarihe geçmiş aktörler ve olaylar bize bunu söylüyor.
**
akinan, tasavvuf eksenli bir belgesel hazırladığı için tasavvuf ehli insanlarla sohbetler yapmış. konuştuğu bir hanımefendi şöyle diyor:
"efendim insan inanmak üzere yaratılmış. allah öyle lütfetmiş. ve hakikaten insanı bu alemde kurtarıp huzura kavuşturan tek şey inanç. ama insanlar çeşitli şeylere iman ediyorlar. bunun içerisinde en doğru ve en huzurlu yol insanla allah arasındaki ilişkidir. bu ilişkide yol çizen, yolda götüren dindir."
ne de güzel söylemiş...
ama eksik söylemiş. dilimiz döndüğünce eksiğini biz tamamlayalım:
insan, inanmak üzere yaratılmış, doğru. ama nasıl inanmak? bir insan düşünün ki dört yanından zincire vurulmuş, her gün kanı akıtılıyor, çocukları öldürülüyor, en mukaddes saydıkları ayaklar altında çiğneniyor. ama, "ezan okunuyor, camiler açık, namaz kılıyorsunuz, sorun ne?" zihniyetiyle hareket eden pir u pak "mü'min" kimseler tarafından ağzına kilit vuruluyor.
tasavvufun ışığını yayacak olan kişiler her gün birer birer can verirken, islam'ın hoşgörüsünün, yüce ahlakının anlatıldığı camiler kurşunlanırken, algımızı hangi tasavvuf sırrına göre düzenlemeliyiz?
ateşin ortasında ellerimizi iki yana açıp dönmeye başlarsak, dönmek, ateşi harlamaktan başka ne işe yarar ki?