bkm tarafından, gişe amaçlı olmasa da sinema amaçlı yapılmış "mütevazi" görünümlü, iki yönetmeninin de ilk deneyimi olmasına rağmen "dışarık" olarak son derece sade ama tam bir "film" olma durumunda, avrupa sineması örneği...
not: cem yılmaz'ı bir komedi figürü olarak kabullenmeye alışanlar, altındaki zekanın parıltısını ve de sinema kabiliyetini bu filmde farkedemeyebilirler; çünkü bu filmi sevenler bahsedilen şahıstaki az önce söylenilen özelliklerin daha önceden farkına varabilmiş olanlardır.
not2: özlem tekin belki kendi kariyeri içinde daha "normal" bir karakter gibi görünse de "aktris" kariyeri adına mühim bir adım atmıştır. umudumuz orada sıkışmaması...
şimdiye kadar izlediğim konu olarak birkaç günlük hikayeyi içine sığdırmış nefis bir film. cem yılmaz ve mazhar alanson oynadıkları karekterin hakkını vermiş.
senaryoyu sahiplenen biri vardı, "benim senaryomdu, çalıntı" filan deyip ortalıkta baya bir dolaşmıştı... hay allah bak adamın adını bile unutmuşum, demek ki geride pek bir eser bırakmamış.
woody allen'in "new york stories -new york üçlemesi-" adlı filmde de yer alan bir sahneden yola çıkılmış, esinlenilmiş gibi duruyor. akıllı ve zeki bir insanın, "bu bizim hikayemiz" haline sokması da çok zor değil tabi, "eğri oturup doğru konuşmak" adına.
herşey çok güzel olacaktan sonra en sevdiğim filmlerden biriydi.
fakat gölge oyunu'nu yıllar sonra tekrar izleyince, filmin özgünlüğü konusundaki fikirlerim bitti gitti... bu sebepten bu kadar bayıldığım bir film olmasına rağmen, hokkabaz hakkındaki fikirlerinizi gözden geçirmeniz için sizi gölge oyunu başlığına davet etmek durumundayım.