istanbul için söylenen "bizans oyunlarının merkezi" benzetmesini fazlasıyla hak eden, az sayıdaki başarılı insanı yok etmek konusunda son derece başarılı, çeşme, kuşadası ve foça üçgeninde tembelliğe alışmış insanların kenti.
güzel olan her şeyin tartışmasız bir şekilde yakıştığı tek şehir... hakkında yazılan çizilen her şey bir yerlerde eksik kalır. aşık olunası şehirdir izmir...
yılmaz özdil'in 9 eylül 2006 tarihinde yazdığı köşesinin bir kısmını paylaşmak istedim birden...
************************
şunu iddiayla söyleyebilirim...
dünyanın hiçbir yerinde izmir'deki kadar güzel batmaz güneş.
yine öyle bir vakit...
bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmuş, trajik bir yangının küllerinden yeniden doğan şehrin ufuk çizgisinde, körfeze usul usul iniyor.
rakının dibine vurma saati...
takvimler, 1923'ü gösteriyor.
adres, numara 248, kordon...
naim palas... ikinci kat...
cumbada oturuyor mustafa kemal.
sevmez fazla yemeği.
leblebi var yine önünde...
garson titriyor. çünkü çocuk, rum.
sesleniyor gazi, şefkatli bir ses tonuyla...
"vre dimitri" diyor, "gel bakayım."
çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesi'yle.
"sizin kosti" diyor... işgal sırasında izmir'e gelen yunan kralı konstantin'i kastederek... sizin kosti, geldi mi buraya?
geldi pasam...
oturdu mu bu masaya?
oturdu pasam.
güneş batarken rakı içti mi?
içmedi pasam.
e o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış izmir'i?