grekçe transfer anlamına gelen metaherein kelimesinden türemiş olup anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz ancak hararetli tartışmalarda cümle içine serpiştirmekten kendimizi alamadığımız havalı sözcük.
bir fiili yahut bir olayı sembolik olarak bir şeye benzetmektir.
örnek olarak ilker başbuğ'un basın toplantısında; mehmet ali birand'ın topraktan çıkan silahları "fışkırmaya" benzetmesi verilebilir.
isteyen istediği şeyi yazabilir...
isterse en ateşlisinden siyasi görüşlerini bildirir, isterse bu uğurda başka köşelerdeki kalemlerle kavgaya tutuşabilir.
veya bırakın özel hayatını, cinsel hayatını bile deşifre edebilir...
hayat onun hayatı, kim karışabilir ne yazıp çizeceğine...
amma velakin;
kırk yıldır kalem tutan bir el, görülmemiş büyüklükte bir felaketler zinciri ile boğuşan, ölülerinin sayısının bile bilinemediği, binlerce insanın evsiz kaldığı, dahası yaşam savaşı verdiği bir coğrafyadan bahsederken aşk hayatının mahrem yanlarını anlatarak konuya giriş yapmayacağını, dahası bunun bir metafor olmayacağını bilir...
japonya’daki felaketlerle ilgili çiziktirecekken japon dilberle geçirilen aşk gecesiyle başlanıyorsa yazıya cümle alem alay eder elbette.
yoksa reha muhtar istediğini yazabilir sonuçta. ister japon dilberden bahsetsin, ister afrikalı güzelin hünerlerinden, isterse de fransız sevgilinin yataktaki becerisinden...
mesele bu değil...
mesele insanların acılarıyla ilgili hassas konuları yazarken empati kurabilmekte ve doğru ’metafor’u seçebilmekte...