metin kacan kimdir ?

metin kacan

> >>

  1. agir roman'ın yazarı.
    ayrıca alp bugdayci ile günes k.'ya tecavüz etmek suçundan hüküm giymişti. hatırlayanlar bilir, ikili genç kadına tecavüz etmekle kalmamış kulağını da kesmişlerdi. iğrenç olay sonrasında metin kaçan hapishanede şişlenmişti.

    (bkz: hasan kacan)
    (bkz: metin kacan)
    (29/3/2008 20:44 ~ 29/03/2008 20:55, enzosamax)
    Facebook'ta paylaş

  2. (7/7/2008 18:10, oke)
    Facebook'ta paylaş

  3. güneş k. olayı biraz karışık bir iştir ve pek o kadar da net değildir.

    üçlünün fazla sık birlikte oldukları, her zaman joint kullandıkları bilinmekteydi. güneş k.'nın metin kaçan'ın sevgilisi olduğu ve aralarında her zaman sert (ve tarafların hoşuna giden) tartışmalar olduğu da konuşulmuştu. o gecenin bir kısmının üçü biraradayken yaşandığı, bir kısmının ise evden güneş k.'nın ayrılmasından sonra araya başkalarının karışmasıyla yaşandığı da yazıldı.

    sonunda murathan mungan da en güzel şiirlerini yazdığı alp buğdaycı'dan ayrılmıştı.


    (7/7/2008 18:21, ahmetfirat)
    Facebook'ta paylaş

  4. olayın metin kaçan ağzından ve yedi yıl sonraki anlatımı:

    1995 yılında bir sabah türkiye, güneş k.'nın darma duman olmuş yüzü ve bedeniyle uyandı. ağır roman'ın yazarı metin kaçan ve dönemin ünlü spikerlerinden alp buğdaycı'nın bu olayın müsebbebi oldukları iddia ediliyordu. iddia makamındaki isim güneş k. idi. o zaman onun anlattıklarını kamuoyuna nakledenlerden biri de bendim. inanılması zor bir olaydı. kan, dehşet, şiddet, dayak, işkence ve en vahimi tecavüz iddiası. mahkeme sürerken metin kaçan ve alp buğdaycı sekiz ay cezaevinde kaldılar. sonra tahliye oldular. derken, birkaç gün önce yargıtay, metin kaçan için istenen cezayı onadı. bu, söz konusu yazarın 36 ay daha hapishanede yatması demekti. bu defa olayın diğer kahramanı metin kaçan'la konuşmak düştü bana. yedi yıl önceki olayın nasıl olduğunu ona da sordum. bu kez o anlattı. farklı anlattı. benim amacım, taraflardan herhangi birini haklı ya da haksız olduğunu iddia etmek değil. sadece onların bakış açılarını göstermek. o kadar. zaten gerçeği kimin bildiğini de kimse bilmiyor...

    yargıtay'ın kararı yedi yıl önce başlayan davayı yeniden gündeme getirdi. 1995'te yaşanan o geceyi, ben o zaman güneş k.'nın ağzından anlatmıştım. şimdi bir de sizin ağzınızdan dinleyelim, olay nasıl oldu?

    - önce o dönemde nasıl yaşadığımızı anlatmak gerekir. cihangir'de güneş'le birlikte oturduğumuz arbatlı apartmanındaki eve, leman dergisi'nden çocuklar, karikatüristler, mimarlar, müzisyenler gelirdi. evde yatarlar, kalkarlar giderlerdi. evin kime ait olduğu önemli değildi. bardan çıkılır bizim eve gidilir ya da bizim evden kalkılır başkalarına gidilir. böyle bir hayat. o zaman güneş'le ilişkimizin beşinci yılındaydık. hayatıma başka bir kadın girdi. sinirleniyordu ama onun da erkek arkadaşları oluyordu.

    o geceye dönsek?

    - ağır roman'ın sanat yönetmeni kadir'in evinde yemekteydik. alp var, müjde ar var, ceylan çaplı var. alp'le ben taksim'deki barları gezmeye çıktık. kemancı'da güneş'i gördüm. birkaç gün önce de sarıyer'de bir evde birlikte olmuşuz. gecenin ilerleyen saatlerinde alp'in evine gittik. yanımızda iki kız daha vardı, onlar gitti. biz üçümüz kaldık. güneş, çok sarhoş, alp'in yatağına yattı. evi bir sokak aşağıda, ‘‘evine git’’ diyorum, çünkü alp, orada kalmasını istemiyor. zorla giydirdim güneş'i ama durmadan hakaret ediyor, ben de geri kalmıyorum. ama iki salon tokatı, birkaç tekme ve birbirimize tükürmenin dışında başka birşey olmadı. tecavüz- mecavüz asla! sonunda gitti, ben de bağırdım arkasından ‘‘anca gidersin. hadi defol. bir daha da gelme...’’ bu kadar.

    bu kadar mı?

    - değil. sabah, güneş'in abisi oktay, sadabat'ın eski sahiplerinden mehmet ve arkadaşları, alp'le beni bir bmw'ye bindirip, silah çekerek, ‘‘siz bu kızı nasıl bu hale getirirsiniz!’’ diye kadıköy'e götürdüler. bir yadan silah kabzasıyla vuruyor, bir yandan ‘‘yaşatmayacağız, geberteceğiz’’ filan diyorlar. sonunda kadıköy polisi geldi, tutuklandık, bizi beyoğlu polisine teslim ettiler. ben güneş'in o feci halinin fotoğraflarını cezaevine girince gördüm. tabii inanamadım. bu kız evden çıkarken bu halde değildi. adımız tecavüzcüye çıktı. bu yüzden içeride 11 kişi tarafından şişlendim. hastaneye götürdüklerinde neredeyse ölüydüm, ‘‘kurtulmaz’’ demişler. ameliyattan sonra kendime geldiğimde, gördüm ki yatağa zincirle bağlıyım, yanımda iki jandarma...

    birer sigara sarmiştik

    olay gecesi sarhoş muydunuz? uyuşturucu almış mıydınız?

    - evet ama güneş kadar değil. iki saat önce de birer sigara sarmıştık, o kadar. nedense, o gece olanları herkes kendine göre anlatıyor. güneş'e işkence yapmış olsaydık, vücudunda sigara söndürmüş olsaydık, bu kız bağırmaz mıydı, bütün apartmanı inletmez miydi? o kadar gürültüye bütün mahallelinin sokağa dökülmesi gerekmez miydi?

    iyi de kız da perişan! tecavüze uğradığını söylüyor. kim yaptı, nasıl oldu?

    - bir kere tecavüz filan yok. burası hep atlanıyor. doktor raporu var, tecavüz bulgusuna rastlanmadı diye yazıyor. ben nereden bileyim ne oldu, nasıl oldu. bir komploya kurban gittiğimizi düşünüyorum. rant hikayesi herhalde...

    nasıl yani?

    - dolapdere'de sadabat diye bir yer açılmıştı. mehmet'in mekanı kiralamasına ben aracı oldum. o dönemin parasıyla milyarlar harcandı ama sadabat iş yapmadı. her nasılsa güneş de bir dükkan sahibi oldu orada. ama tekin bir yer değildi. kadın satmaktan, kumar oynatmaktan, küçük yaşta kız, travesti ve transseksüel bulundurmaktan kapandı. tabii benim güneş'in sevgilisi olmam, mehmet denilen adamın işine gelmiyordu. güneş'le ilişkim sürdüğü müddetçe orada yapılan işlere izin vermeyecektim. hadise bu.

    niye bu hadiseyi mahkeme başka türlü anladı?

    - nöbetçi mahkemeye çıkarıldığımda, ‘‘komplo’’ dedim. ‘‘peki o zaman bu üzerindeki kan ne?’’ dediler. ben evden temiz gömlekle çıkmayacak kadar salak mıyım? ‘‘güneş'in değil benim kanım!’’ dedim, inandıramadım kimseyi. cezaevi derseniz, kapkaççısından, hırsızına kadar herkes ahlakçı olmuş. duvarlara, demirlere vuruyorlar, ‘‘bırakın öldüreceğiz bunları’’ diyorlar. şişlendikten sonra götürüldüğüm hastanede doktorlar bile, ‘‘ölsün bu adi tecavüzcü’’ gibi davranmışlar, allah'tan araya birileri girmiş...

    güneş k.'nın o hale nasıl getirildiğini siz bilmiyorsunuz yani!

    - gerçekten bilmiyorum. ama bin tane senaryo okudum. yok zenciler dövmüş, yok bilmem ne. olabilir de. güneş'in ağabeyi oktay, eroin kullandığı için kanada'ya gidip tedavi olmuş biri. güneş'in yanında para da vardı o gece. belki de oktay'a mal almaya gidiyordu, ne malum. ama ben nedense sadabat'ı işleten mehmet'in komplosu olduğunu düşünüyorum. her şey bizim üzerimize yıkıldı. benim için en önemli olan dr. hakkı köse'nin raporu: tecavüz yok diyor. tek belge o. onun dışındaki herşey senaryo.

    bütün bunlardan sonra neler değişti hayatınızda?

    - hokkabaz, madrabaz ve böyle olmaktan hoşlanan bir insandım. gülelim, eğlenelim. her şeye set çektim. şimdi sadece güvendiğim insanlarla kendim gibiyim. onun dışında hep maskeli geziyorum. psikolojim bozuldu, ağır travmalar geçirdim. aksi mümkün mü? hayata ve insanlara karşı müthiş bir öfke vardı içimde. yedi yıl oldu, bu hadiseyle yaşıyorum. insanların bakışları rahatsız edici, gözleriyle bana ‘‘sen tecavüzcüsün!’’ diyorlar. iyi de kimse meselenin aslını bilmiyor! 36 ay ceza geldi. bu kadar rezil bir adamsam, neden beni bıraktılar?

    aklınızdan geçen ‘‘keşke'ler...’’ neler?

    - keşke o gece güneş'le karşılaşmasaydım, keşke o kadar içkili olmasaydık, keşke bir sürü sigara sarıp tartışmasaydık...

    ya alp buğdaycı? onunla görüşüyor musunuz?

    - cezaevinden çıktıktan sonra bir süre birlikte gezdik. televizyon dünyasında kimse tecavüzcü olarak anılan birine iş vermek istemedi. o da antalya'ya gitti. belgesel çekimleri yapıyorum, dedi. hayatı kaydı adamın, 40 kiloya düştü.

    edebiyatçı olarak etkilenmediniz mi?

    - yüzümün görünmesi gerekmediği için, iş bulabildim. gendaş'da yayın yönetmenliği yapıyorum. edebiyat dergisi çıkartıyorum. gözlemi mözlemi bıraktım. sadece iç dünyamda olan şeylerin kitaplarını yazmaya başladım. seksle ilgili bir şey yazamıyorum artık. bir yatak odasını anlatırken bile içeride sadece nesneler ve kokular var, iki beden değil. korku geldi bana.

    kafalar 1500 olmuş

    bütün bu anlattıklarınız, yaşadıklarınız gerçek meydi, gerçeğin görüntüsü mü?

    - yanyana koyduğunuzda, flu bir resim çıkıyor ortaya. net bir şey yok. güneş'in söyledikleri, benim söylediklerim ve alp'in söyledikleri var. o gece flu bir geceydi, inanılmaz flu ber gece. kafalar 1500 olmuş. her şey birbirine geçmiş...

    belki siz yaptıklarınızı hatırlamıyorsunuzdur...

    - yoo hatırlıyorum. anlattıklarımın dışında birşey yok ki. ama güneş nedense bütün röportajlarında ‘‘şu oldu, bu oldu, alp bana tükürdü, metin beni boğdu, o şöyle yaparken diğeri böyle yapıyordu’’ gibi anlattı. insanlar da ona inandı! feministler öykünün üzerine atladı...

    ağır roman'ın yazarı olmak, insanların bu olaydaki rolünüzün gerçek olduğuna inanmasını kolaylaştırmış mıdır?

    - elbette. ağır roman'da bir yeraltı dünyası anlatılıyor. pezevenkler, uyuşturucu kullanan insanlar, fahişeler, seksomanyaklar. birebir yaşanmış bir şey yok ama beni oradaki karakterlerle özdeşleştirdiler. ‘‘bunlar mezardan kadın bile çıkarıp sevişiyorlardır’’ bile dediler. oysa kitapta anlattığım fantastik bir şeydi, dolapdere'de nekrofili filan yok. ‘‘bütün bunları yazıyorsa, kesin sapıktır!’’ dediler. türkiye'nin bukowski'si olup çıktım.

    kendinizi hata yapmış biri gibi görüyor musunuz?

    - o dönem yaşandı bitti. dönüp bakmıyorum bile. keşke olmasaydı, ama oldu. her aşk ilişkisinde olan kavgalardan biriydi. bunun dışında anlatılan hiçbir şey doğru değil. zaten ne görgü tanığı var ne de başka bir şey. ama bu son çıkan karar beni dumura uğrattı.

    en çok neyin pişmanlığını çekiyorsunuz?

    - aşkın pişmanlığını. bir de tabii en önemlisi, toplumun değil de, kendi değerlerinle yaşamayı tercih edersen başına bir sürü iş gelirmiş, onu öğrendim. sonra gençliğin verdiği hezeyanların ve çevremin pejmürde davranışlarının pişmanlığı var.

    peki şu an en çok neye inanıyorsunuz?

    - paraya.

    o geceye dair anlatılanları yanyana koyduğunuzda, flu bir resim çıkıyor ortaya. net bir şey yok. güneş'in söyledikleri, benim söylediklerim ve alp'in söyledikleri var. o gece flu bir geceydi, inanılmaz flu bir gece. kafalar 1500 olmuş. her şey birbirine geçmiş...

    güneş'i görüşelim diye dün aradim, 36 ayi öğrenince

    güneş'le bir kere karşılaştım cezaevinden çıktıktan sonra. ‘‘bize neler oldu meto?’’ gibisinden bir konuşma geçti. bir de dün, bu 36 ayı öğrenince ‘‘görüşelim’’ diye aradım. durup dururken, ‘‘yolda yürürken iki kişi saldırdı nasıl derim? babamın onurunu düşünüyorum’’ dedi. oysa ben, ‘‘bu oyun hala devam edecek mi?’’ diye sormak istemiştim. çünkü ancak o vazgeçerse bu dava düşüyor...

    arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=64229
    (7/7/2008 18:35 ~ 09/01/2013 01:49, ahmetfirat)
    Facebook'ta paylaş

  5. intihar etmiştir. ağabeyi hasan kaçan, olayı doğrulamıştır.

    sinemaya uyarlanan ve okan bayülgen ile müjde ar’ın başrollerini oynadığı ağır roman kitabının yazarı metin kaçan, pazar günü sabaha karşı boğaziçi köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi.

    kaçan’ın üsküdar’a gitmek üzere bindiği taksinin sürücüsü yüksel güçlü, olaydan sonra gittiği çengelköy polis merkezi’nde, “fotoğraf çekeceğini söyleyip yavaşlamamı istedi. yavaşlayınca da cüzdanını ve telefonunu bırakıp otomobilden fırlayıp korkulukları aşarak kendini boğaz’a bıraktı” dedi. sosyal medya iki gündür kaçan ile ilgili söylentilerle çalkalanırken, dün akşam suskunluğunu bozan ağabeyi hasan kaçan, tiwitterden attığı mesajda: “metin kaçan ile ilgili bilgiler maalesef doğrudur. aile olarak bir umuttur diyerek paylaşmadık. acımızı paylaşan herkese teşekkür ederiz.” dedi.

    taksicinin karakolda verdiği ifadeye göre olay geçtiğimiz pazar günü sabaha karşı meydana geldi. karakola panik halinde gelen 34 tfl 25 plakalı taksinin sürücüsü yüksel güçlü, esenler’den taksisine binen müşterisi ile sohbet ederek köprüye kadar geldiklerini anlattı. şoför güçlü karakoldaki ifadesinde, “bana yazar metin kaçan olduğunu söyledi. üsküdar’da evi varmış oraya gideceğini söyledi. köprüye girdikten sonra fotoğraf çekeceğini söyleyerek yavaşlamamı istedi. aklıma kötü bir şey gelmediği için yavaşladım. ben ne olduğunu anlamadan cep telefonu ile cüzdanını koltukta bırakıp aşağı atladı. ben müdahele edemeden koşarak korkuluklara ulaştı ve kendini aşağı bıraktı” dedi.

    polis ekipleri köprü üzerindeki güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye aldı. görüntülerde bir kişinin taksiden inip kendini boşluğa bıraktığını gören ekipler, arama kurtarma çalışması için sahil güvenlik ve deniz polisi’ne haber verdi. ancak yapılan aramalarda hiç bir ize rastlanmadı. polis, olayığ ailesine haber verdikten sonra ellerindeki cüzdan ve telefonu tutulan zabıtlarla birlikte üsküdar cumhuriyet savcılığına gönderdi.

    sosyal medyada yangın gibi yayıldı.

    sosyal paylaşım sitelerinde metin kaçan’ın intihar ettiği haberleri yayıldı. kaçan’ın öldüğüne dair, sosyal medyada çıkan söylentiye rağmen ailesi suskunluğunu korurken arkadaşları da bilgi alamadıklarını belirterek tedirginliklerini dile getirdi. ağabeyi, karikatürist hasan kaçan’a gün boyunca cep telefonundan ulaşılıp bilgi alınamazken, asistanı sebile hanım, “kendilerinin de metin kaçan’a ulaşamadığını, haber beklediklerini” söyledi.yazarın yeğeni uğur kaçan, amcasının ara sıra böyle ortadan kaybolduğunu söyledi. özellikle twitter’da paylaşılan ölüm haberlerini görünce kendisine ulaşmaya çalıştıklarını, ancak aileden kimsenin irtibata geçemediğini ifade etti. “ağır roman”ı beyaz perdeye uyarlayan yönetmen mustafa altıoklar ve yazar yekta kopan ise metin kaçan hakkında ortaya atılan iddialar hakkında net bir yorumda bulunamazken, “kaçan’a ne olduğu” sorusunu herkesin birbirine sorduğunu ama kimsenin, yazarın akıbetiyle ilgili somut bir bilgiye ulaşamadığını belirtti.

    kaçan’ın çok yakın arkadaşı şair küçük iskender, “benim de kulağıma böyle şeyler geldi. ama ailesine ulaşıp teyit edemedim” dedi.

    twitter’de “metin kaçan ile ilgili iddiaların asparagas çıkmasını diliyorum”, “metin kacan abimizden hala ses seda yok. vardir bi numarasi gene... diye umit edelim tabii...” mesajları geçildi. kaçan’ın yapımcısı yelda kelly, medyatava internet sitesine yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    “sosyal medya’da yer alan kaçan’ın intiharı ile ilgili söylentilerin aslı astarı yoktur. senaryo grubumuz bugün kendisi ile bir toplantı gerçekleştirdi, gün içinde bende konuştum. ama kendisi yılbaşı sonrasında sevgilisinden ayrıldı, çok üzgün bir durumda şu sıralar. telefonu kapalı, ulaşamıyoruz, ama kaygılanacak bir durum yok, sanatçılar beklenmedik durumlar karşısında bazen kendilerini geri çekip, inzivaya çekilebilirler...”

    ağabey kaçan’ın mesajı doğruladı.
    metin kaçan’ın akıbetiyle ilgili gel gitler akşam saatlerine kadar sürdü. polis, ailesi istemediği için bilgi vermekten kaçınırken ailesinden bir açıklama yapılmadığı için değişik iddialar ortaya atıldı. akşam saatlerinde ağabey hasan kaçan’dan gelen twittern mesajına kadar. ağabey kaçan, mesajında olayı doğrulayıp, “metin kaçan ile ilgili bilgiler maalesef doğrudur. aile olarak bir umuttur diyerek paylaşmadık. acımızı paylaşan herkese teşekkür ederiz.” dedi. ağabey kaçan’ın asistanı da olayın yaşandığı, atladığı doğrudur. ancak biz kendisine ulaşılamadan hala kayıp olarak görüyoruz” diye konuştu.

    metin kaçan kimdir

    metin kaçan, 1961 yılında, kayseri, incesu’da dünyaya geldi. ailesi ile beraber, henüz altı aylıkken istanbul’a taşınan kaçan, okuldan mezun olmasının ardından, 1988 yılında, çeşitli mizah dergilerine kısa öyküler yazarak yazın dünyasına katıldı.

    ilk romanı ağır roman, 1990 yılında piyasaya çıktı. taksim tarlabaşı’nda, kolera mahallesi’nde geçen roman, şehrin günlük karmaşasında ön plana çıkmayan kenar mahalle karakterlerini ağdalı bir dille ve yerel jargona uygun bir şekilde anlatmasıyla kısa sürede büyük bir ilgiyi üzerinde topladı ve en beğenilen suç ve dram kitaplarından birisi olarak türk edebiyatı’nda yerini aldı.

    1996 yılında, mustafa altıoklar yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan ağır roman. okan bayülgen, müjde ar, mustafa uğurlu ve savaş dinçel gibi başarılı oyuncuları kadrosunda barındırdı ve de altın portakal film festivali’nde, en iyi sanat yönetmeni, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve de en iyi yardımcı kadın oyuncu dallarında ödüle layık görüldü. ağır roman, 2003 yılında fransızca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlandı.

    metin kaçan, ağır roman’ın ardından, tiner ve uçucu madde kullanan sokak çocuklarının yaşamının anlatıldığı istedikleri yere giderler adlı çizgiroman çalışmasına kemal aratan ile beraber imza attı.

    fındık sekiz adlı ikinci romanı, 1997 yılında yapı kredi yayınları tarafından yayınlanmasından bir yıl sonra almanca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlanan kaçan, 9 yazar 9 öykü başlığıyla yayınlanan öykü antolojisi yalancı öyküler’in kadrosunda da yer aldı.

    metin kaçan, karikatürist, sinema oyuncusu ve de yapımcı hasan kaçan’ın kardeşidir.

    www.hurriyet.com.tr/gundem/22320089.asp
    (8/1/2013 19:43 ~ 08/01/2013 20:00, sister)
    Facebook'ta paylaş

  6. allah rahmet eylesin... hayatı buyunca ''fikri firarda'' bir arkadaşımızdı... hasan ağabeyi kadar çıkarlarını bilen, zamana uyan adam değildi... çok üzüldük...
    (9/1/2013 12:15 ~ 09/01/2013 12:57, medyalog)
    Facebook'ta paylaş

  7. 52 yaşındaydı. kayserili'ydi.

    sevgilisinden ayrıldığı için bunalımda olduğu da söylenmektedir.
    (9/1/2013 17:01, fenerbahce)
    Facebook'ta paylaş

  8. hakkındaki suçlamaları haketmeyen yazar olarak anılarda yaşayacaktır.
    (9/1/2013 18:16, cndncr)
    Facebook'ta paylaş

  9. cesedi halen bulunamamıştır.
    (9/1/2013 19:28, odero)
    Facebook'ta paylaş

  10. türk edebiyatının en kara kitabını ağır roman yazmış, kafasına göre yaşayıp kafasına göre ölmüş bir değişik adam.

    allah taksiratını affetsin...
    (10/1/2013 02:24 ~ 10/01/2013 11:02, kucuk efendi)
    Facebook'ta paylaş

  11. > >>