"ruhani, manevi bir raks düzenleyeceğiz. daha evvel hiç görmediğin türden bir ayin bu. müzik ve dans ve dua olacak. hep beraber aşkla rabb'ı zikredeceğiz." (s. 328)
postmodern aşk dediğim de işte tamıtamına bu: müzik ve dans ve dua...
ne diyebilirim, yeni çağı takdimimdir!
haydi gelin, birlikte, aşk'ın en neşeli pasajlarından birine göz atalım:
yaşlı bilge ciddiyetle şöyle der: "kimya'yı muhakkak okula gönderin!"
kimya'nın bu konuşmaya kulak kabartan annesi hemen atılır: "kız çocuğuna okul ne gerek?"
yaşlı bilge de yeni bir öneride bulunur: "madem okul yok, kızınızı bir âlimin yanına verin!"
kimya'nın anne-babası da soluğu mevlâna'nın yanında alırlar. babası der ki:
"efendi hazretleri, kızım kimya özel bir çocuk. ama anası da, ben de basit insanlarız. onu layıkıyla yetiştiremeyiz. bu yörenin ilmi en kuvvetli kişisi sizmişsiniz. kimya'yı öğrenciniz olarak kabul eder misiniz?" (s. 217-218)
bir de servis+yemek ücreti meselesine dair birkaç diyalog daha döktürülseymiş harika olacakmış, değil mi?
roman dediğiniz nihayet bir kurgu, kronolojik hatalar da olur, bilgi hataları da, aşırı-yorumlar da! yazar özgürdür, kurgu özgürdür. tasavvuf da bir ummandır, herkes o ummandan kabınca içer, vs.
böylesi savunmaları hizaya sokacak en masum teklif şu olsa gerek:
gerçekte yorum yorar; yoranı da yorar, yorumlananı da