cnn turk'te cosmopolis adlı programı hazırlayan cool dişi. cnn turk işine son verince akşam'daki köşe yazısında güzin abla'ya şikayette bulunmuştur.
aynen böyle:
"ben 34 yaşında kendine güvenen bir kadınım. benim sorunum 2004'ten beri zam almadan, kentli kadına yönelik bu programı cnntürk'te yapmam... birkaç haftalığına 'kazancı iyi diye' atv'ye gidince programıma son verdiler."
yaşı kemale erer ermez "ben mutlaka ünlü olmalıyım" kararlılığıyla kendisini bir proje olarak ele aldığını düşündüğüm ve üç aşağı-beş yukarı bunu başarmış gibi görünen muhterem kardeşimiz.
yolu imam hatip'ten geçmiş biri olarak başını kapatmanın ne demek olduğunu ve biçimlerini iyi bilirim. bu çerçevede de söyleyebilirim ki, ahmet hakan'ın dünkü "türban ile başörtüsü arasındaki 12 fark" yazısı gerçeklere epeyi ışık tutuyor.
imam hatip okullarında başını örtmek mecburidir ve okulda baş kapalı dışarıda ise baş açık dolaşmaya pek imkan yoktur. çünkü toplu taşıma araçlarında veya serviste başınızı açtığınızda sizi okula gammazlayacak birileri daima vardır. durum böyleyken imam hatip'li bir genç kızın başı ile örtüsü arasındaki ilişkiyi öyle ya da böyle çözmesi gerekir.
imam hatip okullarında okuyan kızları kabaca ikiye ayırmak mümkündür: mutlu olanlar ve mutsuz olanlar. ikinci gruba yönelik, "e kardeşim madem istemiyor ne işi var orada?" sorusu ise tam anlamıyla dangalaklıktır. çünkü "aile baskısı" çoğu zaman aşılması kolay olmayan son derece belirleyici bir konudur. demek ki bu okullarda okuyan kızların bir kısmı, büründükleri kılıktan dolayı kendini gayet kötü hissediyor. iş gene dönüp dolaşıp yukarıda söylediğim, baş ile örtü arasındaki ilişkiyi çözmeye geliyor... geliyor ama bu aslında bir "havuz problemi"dir.
90'lara çeyrek kala imam hatip'li kızlar tek tük başlarını "türban" formunda örtmeye başladılar. "kimler böyle örtüyordu?" derseniz cevap basit: başını örtmenin gerek ve doğruluğuna inananlar. yani bu biçim, dini hayatı benimsemenin ve başörtüsüyle barışık olmanın göstergesiydi. anlayacağınız okulun ideal öğrencileri örterdi başını türban şeklinde. yoksa baş bağlamaya o kadar özen gösteremez zaten insan. sırf meraktan denerseniz görürsünüz ki, bir ton teferruatla boğuşmak gerekir ve bir kadının saçını yapmasıyla yaklaşık aynı süreyi alır.
benim okuduğum sınıflarda, bütün gün somurtup oturan ve kimin öğlen namazından kaytardığını gözetleyen çatık kaşlı kızlar vardı. onlar mesela başörtüsünü "türban" şeklinde bağlardı. başka kızlar da kullanırdı bu biçimi ama onlar daha başkaydı: gayet "normal", sinemaya giden "yabancı müzik" dinleyen sevdiği çocuktan bahseden ama başı örtülü yaşamayı benimsemiş kızlar... böyle bir sürü arkadaşım vardı. kimi mühendis oldu bugün kimi jinekolog.
bugün türban "ideolojik" bir anlayışın göstergesi sayılabilir ama ilk zamanlar "şıklık" çabasıydı çoğunluk. çünkü başını anne ya da anneanne gibi bağlamanın bir genç kızı "dışarıda" nasıl alay konusu yaptığını bilseniz şaşarsınız. şimdiki "mahalle baskısı" şarkısı o zaman da vardı ama tam tersine... başı kapalı bir imam hatip'liyle voleybol oynamak ya da gezmek istemezdi kimse. "normal" kızların gülüşmelerine sebep olmayan biri pek kaptıramaz bu çeşit bir mahalle baskısını...
onun için "türban" adlı bir korku filminden bahseder gibi konuşan ya da yazanlar komik geliyor bana. insana dair hiçbir şey tek boyutlu değildir arkadaşlar...
bu köşeye bu kadarını sığdırabildim ama daha çok şey var. ayrıntıda "şeytan"ın gizlendiği uzun bir imam hatip yazısı hazırlıyorum ve yakında okursunuz diye umuyorum. bugünlük bu kadar efenim. *