----- alinti ----- avrupa birliği komisyonu,kurumda çalışan üst düzey memurlara geçiştiği elektornik postada giderek artan casusluk girişimlerine karşı lobicilere, -uzun bacaklı güzel- stajyerlere,dışardan gelen uzmanlara ve gazetecilere karşı tedbirli olun çağrısında bulunmuş.
brüksel'de verilen avrupa birliği kurslarına türkiye'den katılan ilk gazetecilerden biri olarak bir miktar dedikodu yapabilirim.
avrupa birliği uzun bacaklı, güzel kadınlardan çok çekmiş bir kurumdur.
1985'te avrupa birliği'nin moskova temsilcisi'nin birlikte olduğu,daha doğrusu öyle olduğunu zannettiği, rus aşklarına verdiği gizli bilgiler hemen kgb'ye ulaşıyordu.
brüksel'in bunu keşfetmesi ve önlem alması vakit aldığı için o dönemlerde ciddi sıkıntılar yaşanmıştı.
bilenler bilir, avrupa birliği'nde her üye ülkeden sayıları nüfusa göre belirlenen
şekilde bürokrat ve memurlar çalışır.
birlik 15 üyeden önce 25 sonra da 27 üyeye çıkarken eski sovyet cumhuriyetleri'nden gelecek güzel kadınlar bir miktar endişe yaratmıştı ama şu ana kadar patlayan bir skandal olmadı.
dün yapılan uzun bacaklı stajyer ve gazeteci açıklamasının sebebi bambaşka...
bir süredir, özellikle rusya ve çin'den gelip avrupa birliği komisyonu'na akredite olan gazetecilerin casusluk faaliyetinde bulundukları yazılıp çiziliyordu.
hatta bu haberleri yapanlar, komisyon'a kuzey kore'den de gazetecilerin akredite olduğunu ve bu örneğin bile asıl derdin gazetecilik olmadığını gösterdiğini söylüyorlardı.
belli ki komisyon da bu konuda belçika yetkili makamlarından gelen uyarıları dikkate almış.
avrupa birliği'nin bu kadar serpilip,gelişmediği ve soğuk savaşın sürdüğü yıllarda brüksel'de yabancı gazeteci olarak çalışmak oldukça zordu.
merkezi yine brüksel'!de bulunan nato, üye olmayan ülkelerden gelen gazetecilere kolay kolay akreditasyon vermiyor ve kompleks içine giren gazetecilerden de kimse şüphe duymuyordu.
sonra işler değişti...
nato ağırlığını kaybetti,siyasi güç avrupa birliği'ne geçti ve komisyon'un nispeten daha kolay olan akreditasyon uygulaması tüm bu tartışmaların başlamasına neden oldu.
bu değişim ister istemez nato'yu da etkiledi ve onlar da daha kolay akreditasyon verir oldular...
brüksel'de bu işin ne kadar özensiz yapıldığını anlatmak için nil demirkazık'ın
kulaklarını çınlatmak gerek.
nil demirkazık'ı hatırlarsınız, hani hayatımıza sosyete antikacısı olarak giren ve
sonra her gittiği yerde başbakan erdoğan'ı takip etmekle ünlenen demirkazık var ya, ondan söz ediyorum.
yanılmıyorsam türkiye için hayati öneme sahip aralık 2004 zirvesiydi...
türk medyasının büyük kısmı başbakan erdoğan'ın kaldığı conrad otele üs
kurmuş, conrad'da yer bulamayanlar da çevre otellere yerleşmişti.
herkesin boynunda komisyon'un internet sitesinden akredite olunarak alınan ve komisyon binası içinde \"sarı bölge\" olarak adlandırılan alana girmeye izin veren kartlardan vardı.
sarı binada hareket alanı en kısıtlı olan karttır.
avrupa parlamentosu üyeleri ve bazı bürokratlar yeşil alana,devlet ve hükümet
başkanlarıyla onların belirledikleri diğer isimler de kırmızı alana girebilirler.
bunların dışında kırmızı alana bir de \"pool kartı\" dediğimiz ve liderlerin birarada oldukları anlarda görüntü alabilecek olan basın mensuplarının girmesine izin vardır.
o gün komisyon'da oturmuş,zirvenin duvardaki ekranlardan yayınlanacak olan açılış konuşmasını bekliyorduk.
nil demirkazık'ı gördüğümde çok şaşırmadım ziran 2002'de kopenhag'da, sonra halkidiki'de ve daha bir sürü zirvede karşılaşmıştık.
biraz sonra diğer kuruluşlardan arkadaşlar geldi ve dediler ki \"duydunuz mu nil demirkazık pool kartı almış..\"
önce inanmadık sonra birkaç kişiye sorduk ve bu haberin doğru olduğunu anladık.
haber kanallarından gelen arkadaşlar bu duruma büyük tepki gösterdiler ve ankara'dan yayın yaptığı söylenen bir dergi adına akreditasyonu olan demirkazık'ın pool kartının iptal edilmesi için hem komisyon hem de başbakanlık nezninde girişimde bulundular...
sonuçta nil demirkazık'ın pool kartı iptal edildi ama kimse o kartın nasıl
alındığını anlayamadı, komisyon'dan kimse de bu konuda bir açıklama yapmadı.
2008'in başında cumhurbaşkanı gül ile birlikte beyaz saray'a giren 8-9 gazeteciden biriydim.
adımızı cumhurbaşkanlığı bildirmesine rağmen içeriye girinceye kadar neler
çektiğimi bir ben bilirim bir allah...
2004'te new-york'ta başlayan kıbrıs müzakereleri sırasında birleşmiş milletler
binasına girmek ile deveye hendek atlatmak arasında da fazla bir fark olmadığını biliyorum.
2005'te papa'nın cenaze töreninde vatikan'daki rahibe akreditasyon kartımı
hazırlayıncaya kadar anamdan emdiğim süt burnumdan gelmişti.
ha keza israil'de 3 günlüğüne bile olsa yabancı gazeteci olarak çalışabilmek için kart almanın ne kadar zor olduğunu da bizzat yaşamış biriyim.
tüm bunlara bakınca rahatlıkla söyleyebilirim ki, brüksel'de komisyon'a akredite olmak da çok kolay, uzun bacaklı stajyer damgası yemek de... ----- alinti ----- *