açıkça görülebilen ve acıyla seyredilen sendromdur.
yiğit bulut, habertürk tv genel yayın yönetmeni olduğunda herkes bir şeylerin değişeceğini söylüyordu. onlarca şey yazıldı çizildi ancak bu değişimin menfi ya da müsbet, hangi yönde olacağını görmek için beklemek gerekiyordu. nitekim zaman geçti, değişimin kaydığı akis belli oldu.
bulut, erdoğan aktaş'tan devraldığı habertürkün tam ortasına atom bombası gibi düştü. arka arkaya transferler gerçekleşti, haber kuşaklarından grafiklere kadar bir çok alanda değişiklikler yapıldı. yiğit bulut'un zeki bir adam olduğunu ve idealist gayretler gösterdiğini herkes anladı. ancak dikkat çekilmeyen başka bir husus var:
transfer edilen kişi sayısı kadar istifa eden oldu neredeyse.
tüm bu yol ayrımları, habertürk'te yeniden yapılanmanın sonuçları olarak değerlendirildi. ama bize göre durum öyle değil. yiğit bulut'un yabancısı olduğu ve felsefesine tam olarak vakıf olmadığı habercilik anlayışı, çok ciddi çatışmalara neden oluyor. gelin bu çatışmanın nedenlerini ve sonuçlarını sıralayalım:
1- yiğit bulut, osmanlı imparatorluğu'nda modernleşmeyi başlatan ikinci mahmud tarzında bir değişim taraftarı. gereğinden fazla sert, kaba ve yapıcılıktan çok yıkıcılığa uzak. habertürk'ün daha sağlam adımlarla geleceğe doğru yürüyebilmesi için samimi adımlar atıyor ancak geride bıraktığı hayal kırıklıklarını ve enkazı hiç düşünmüyor.
2- çok dümdüz bir adam profili sergiliyor. canlı yayınlara müdahale ediyor. o kadar ki; kanaldaki programları izleyen normal televizyon izleyicisi bile bu müdahaleleri anlayabiliyor. zira oldukça anlık ve gereksiz sert müdahaleler bunlar. canlı yayında iken konuklar gönderiliyor vs vs...
bulut bilmelidir ki habercilik aynı felsefe gibi birikimli olarak, yığıla yığıla ilerleyen bir iştir. parayı bastırırım, spiker bulurum mantığıyla bu işe yıllarını vermiş insanları kapı dışarı etmek ya da istifa etmek zorunda bırakmak hem habercilik etiğine aykırıdır hem de acemiliktir.
4- en önemli sıkıntı ve nedeni: yiğit bulut, televizyon haberciliğinde kendisini marka olarak kabul ettirmek için haftada en az dört prime time programı yapıyor, aynı gün hem sabah hem öğle hem akşam canlı yayına çıkabiliyor. çalışkanlığından ve heyecanından olsa bile bu durum, dışarıdan bakıldığında çok tuhaf görünüyor. markalaşma her yöneticinin aklından geçen, istediği bir şeydir, normaldir de. ancak bunu bir sendrom haline getirmek başta yiğit bulut'un prestijine ve sağlığına zarar verecek boyutlara ilerliyorsa, sıkıntı var demektir.
yiğit bulut'u idealist ve zeki bir insan olarak gördüğümüz için uyarıyoruz:
bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil! yaptığın da habercilik değil!